Dental Restorasyon

Dental Restorasyon Porselen, gerçekten de kuronun biyomekanik özelliklerinin yeniden kazandırılmasına ve çürük lezyonları, abrazyon veya erozyon sonrasındaki yapısal diş zayıflığının giderilmesine katkıda bulunabilir, ancak esnekliğin tüm yapılarda travmatik bir etkiye karşı koyabilmek için zorunlu bir özellik olduğu göz önüne alındığında, gücün artmasının avantajları soru işaretleri yaratmaktadır. Bu anlamda, doğal dişin biyomekanik özelliklerini taklit etmek için diş reziliensini kompozit rezinler ve seramiklerin bir kombinasyonu ile düzenlemek fikri, böyle bir yaklaşır gerçekçi olduğu her koşulda geliştirilmeyi hak etmektedir. Biliyoruz ki, tasarım ne olursa olsun, tüm adeziv porselen restorasyonlar dişin sertliğini arttırmaktadır. Ancak, dişin doğal direncinin elde edelebilmesinin en iyi yolu bir kesici dişin kırılmış olan kısmını tamamlayan büyük bir kompozit materyal ile üzerini ince bir yüzeysel tabaka olarak örten ve bir miktar lingual yüzeyi de içerisine alan seramik tabakasıdır. Klinik açıdan bu tip restorasyonun kompozitin istenmeyen yüksek ısısal genleşmesi ile karşı karşıya olduğu ve kenar uyumu ile ilgili problemlere yol açabileceği de hatırlanmalıdır.

Dişhekimlerinin eğilimleri her zaman kırılan kesici dişleri mineye yakın ısısal genleşme, renk stabilitesi ve üstün estetik özellikler gibi sebeplerden dolayı tüm seramik restorasyonlar ile tedavi etme yönünde olmuş, farkında olmadan esnekliğe karşı artmış diş sertliği ve azalmış yük dağılımını tercih etmişlerdir. Araştırmalar sayesinde, bu özellikler insizal seviyede seramik kalınlığını arttırarak ve aşırı konturunu gidererek kolaylıkla optimize edilebilir.

Klinik açıdan değerlendirilecek olursa, doğal dişler ile biyomekanik özellikleri açısından mevcut olan farklılıklarına rağmen, adeziv porselen restorasyonlar on yıldan fazla süredir devam eden klinik uygulamalar ve klinik çalışmalar sırasında kırılma oranı, mikrosızıntı veya ayrılma açısından güvenilirliklerini kanıtlamışlardır.

Bu, dişhekimleri ve araştırmacıları adeziv porselen restorasyonların endikasyon alanını büyük morfolojik modifikasyonlar, geniş sert doku kırıkları ve hatta aşınmış dişlerin restorasyonuna kadar genişletmek konusunda cesaretlendirmiştir. Bu ise, dişi zorlu oklüzal koşullara direnebilir hale getiren adeziv sistemlere ve porselene, azalmış bir sert doku desteğinin olumsuz etkisi altında bile tamamen güvenmeyi gerektirir. Azalmış sert doku desteği yüzeyi, sadece dişin vitalitesinin devam ettirilmesine etki etmekle kalmayıp, adeziv porselen restorasyonun bağlanmasının güvenilirliğini de tehlikeye sokabileceğinden dolayı dikkatle ele alınmalıdır.